27 Ekim 2010 Çarşamba

21 Ekim 2010 Perşembe

Kendi Kendime Gölge Ederken Ben

inanmak mı istiyorum inanılmaması gerekene
yoksa inanmamak mı istiyorum gün gibi açık gerçeğe
bilmiyorum,
inanın bilmiyorum
inanılmaz bir durum mu bu
O mu inanılmaz
ben mi inançsızım
yoksa bu mu benim ibadetim...

'O'nun adı ebruli, biraz gerçek biraz rüya'

4 Ekim 2010 Pazartesi

sona dair

Bazen, belki de çoğu zaman,
'sonu yok' denildiğinde kasdedilen sonun kaçınılmazlığıdır.
Kapıya bağlanan koyuna son gününde nasıl iyi bakılır,
Gün; ömrü hayatında görmediği hürmeti sevgiyi göreceği gündür
ama işte
sonu yoktur
bayram bizedir
kurbanlık onadır
ve bu
Allah'ın emridir.
.

masaydı- mazdı.

Haftasonları olmasaydı;
insanoğlu bu kadar günahkar olmazdı...

26 Eylül 2010 Pazar

9 Eylül 2010 Perşembe

kayda değer

yeni kayıtlar lazım sayfama
kalbimden kara bu sayfaya
ismi lazım kayıtlar
kayıtsız kalamayacağım
kayıtlar

bugün bayram mesela,
bu kadarcık
adından öte üzerine kalem oynatamadığım
bir bayram
seyranla alakası olmayan.

şuçu bayrama atmak bu elbette ki
kabarmayan kekin
kesen sütün infazı...
kendine batır(a)mamak keskin uçları
nefsi(mi) müdafa


kabulümdür
alehime delil tüm kayıtlarım.

24 Ağustos 2010 Salı

vuruldum ey halkım

Hasta olmak ama yataklara düşememek
kolalı bembeyaz çarşaflı yataklar
sessizlik

hasta olmak beyazsız çarşafsız sessizliksiz
karmaşalı, çalışmalı, kafa çalıştırmalı hasta olmak

ölmek ama gömülmemek
bunun adı kokmak
kokuşmak.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Onlar Erdiler Muratlarına

'yarın' da olmasını isteyebileceğim bir 'dünde'
düğün dernek dost eş
çıplak ayak çimenler
elbiseme bulaşan çikolata
davulun yakından da hoş gelen sesi
bir dolu an lar...

24 Haziran 2010 Perşembe

6 Haziran 2010 Pazar

yer cücesine

duvara yeni kelimeler

MErak ediyorsun
bana dair hayatımda yeni 1 şeyler var mı diye
aylardır yeni 1 kelime yazmamışım duvara
sen de her şey eskisi gibi sanıyorsun
beni bu duvardan ibaret belleyen sen
yanılıyorsun
tüm yeniliklerden yeniliklerin çeteresine kalmıyor zaman
burası eskiyor nem tutuyor küfleniyor belki
örümcek ağları bağlıyor
ama ben işliyorum zamanla beraber
yenileniyorum eskiyorum
durmuyorum
sen de durma
beni buradan ibaret sanma

zaman, var olmadığı halde beni zora sokan
sadece bir sanrı olmasına karşın
beni sınırlamayı ne de güzel başaran
zaman

gel zaman git zaman...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Bahar

Bahar içinde hem biraz yaz hem biraz kış barındırır; o birazların ne zaman ve ne kadar olacağını tahminde insancıklar hep zorlanır.
Yaza gebedir ' İlk'se
Kışa gebedir 'Son'sa.
Bazen gündüzle gece arasındaki sıcaklık farkı adamı taş olsa çatlatır.
Ama yine de bahar güzeldir,
Bereketli ve yeşil ve kuş sesleri için(m)de...

2 Mayıs 2010 Pazar

Obeying The Rules

I know that we are playing an old game, named : 'staring at each other without blinking'.
And it's the reason why we do not act;
It's not because we do not want.

24 Nisan 2010 Cumartesi

devam

Çok hapşurdum bugün; o kadar ki, sayamadım
Çok ölümden döndüm bugün; o kadar ki, saymadım.

'jusqu'ici tout vas bien'

dialog

  Sormayı bırakmamak değil olay
  cevapları da dinlemek lazım
  belki anlamaya çalışmak...
 
 Sadece soru işaretleri ile bitmiyor olay
 varsa cevapları
 alabilmek lazım
 kendi içine alabilmek
 özümsemek uzun sürebilir tabi, belki de mümkün değil
 ama yine de enerjinin bir kısmını hak ediyor bu uğraş
 uğraşmak lazım

Elim sende oyunu değil ki bu
vur kaç değil
sorup nakavt etmek hiç değil

olayı monologdan dialoga taşıyabilmek lazım.

16 Mart 2010 Salı

Hesap

O zamanlar 6 gen gözlük çerçevelerimin olduğu, elbisemin altına dize kadar beyaz çorap giydiğim ( genelde bollaşıp bileklerime düşerlerdi, çekerdim sürekli yolda yürürken ama nasıl da umurmda değildi...) tahtaya yazılan matematik sorularını kalemsiz kağıtsız çözüp sınıftaki herkesin düşmanlığını kazandığım yıllar.


Lise 2, dershane...

Bana uzaylı muamelesi yaparlardı

Unutmam adını

Mert

İstanbul erkektendi, kafası çalışırdı.

Ders sırasında döndü yüzüme baktı dikkatli dikkatli ve yanındaki esmer koca dudağa döndü ( aynı liseden arkadaşı )

‘ 6 genmiş oğlum' dedi.

Neden saymakla o kadar uğraştı ki

Sorsaydı söylerdim, hem matematiğim de zaten onunkinden daha iyiydi.

10 Mart 2010 Çarşamba

bir az an

Aklımda bir şeyler var ama...
Bakalım... Birazdan
saçım kesilip önüme düşecek...

6 Mart 2010 Cumartesi

Başlamak

Aradı bu sabah, sabah sabah.
Dedi ki,
      Bana birşeyler söyle sesinle, 1 dakika boyunca, susma
      Güzel başlamak istiyorum güne...
Konuştum
1 dakika çabucak geçti
Hiç kesmedi sözümü.
Nokta koyduğumda
teşekkür etti, kapattı.
Ben de güzel başladım güne.

An

'Anı' larla yaşama, 'an' ı yaşa; 'an' ı kaçırma.

1 Mart 2010 Pazartesi

Bağ

Kan Bağı,
Boyun Bağı.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Kuş

Ormanlarım kocaman uçsuz bucaksız


Hayat kaynağı

Anaç

Yer yer

Ayak basılmamış

Balta girmemiş

İçinde incir yaprakları ile dolaştığım


Ormanımın dallarında bir kuş

Sesini duyduğum

Kanat çırpışının rüzgarıyla ferahladığım

Hiç tam anlamıyla görmediğim

Ama zaten sesine vurulduğum

Şarkılarını dinlediğim

Kuş...

Bazen ürkek

Bazen cüretkar

Ama her daim kanatlı

Her daim uçmaya meyilli

Şarkılarına vurulduğum kuş...

26 Şubat 2010 Cuma

Topaç

Tam da herkes kendi haline dalmışken


Cemaat evinin yoluna gitmeye

Kafalar başka tarafa çevrilmeye

Ağızlar birbirleri ile konuşmaya yüz tutmuşken



Biti mi! Bitmedi!

Çıkarıveriyorsun çantandaki renkli topaçlarından

Atıveriyorsun üstlerine

Oynayın

Benim topaçlarım bunlar

Benim renkli eğlenceli topaçlarım

Döndürün durun!



Dağılmıyor kalabalık

Etraf hep kalabalık...



Dönüyor yerde topaçlar

Oynuyor insancıklar...



Ya biterse bir gün çantadakiler

Ya da çıkarsa çantasında daha renkli topaçları olanlar

Bitecek mi?

Bitmeyecek mi...

Ya bittiyse şimdiden...

Adana

Tam arkasını dönmüş gidiyordu


- Şey, dedim, yalnız soğansız olsun lütfen.

Elbette der gibi başını salladı gözlerini kırptı ağırdan



5 dakika geçti geçmedi

Servis fena değil, tabağım önümde...



Ama içinde soğanlar kocaman kocaman!



- Şey, dedim yine mahcup biraz ( ağzımdan kaçıverdi aslında ), ben soğansız istemiştim ama ?

Geldi şöyle bir baktı, gördü soğanları. Yüzünü buruşturdu.Sanki suçluyu arıyormuş gibi bakındı arkasına Tabağa davrandı.

- Yok, dedim, neyse yerim böyle!

Duymamış gibi yaptı ,aldı tabağı uzaklaştı.



3 dakika sonra

Aynı tabak. Soğanlar ayıklanmış, onlardan arta kalan boşluklar var.

Teşekkür ettim. Ne soğanlı ne soğansızdı yediğim

İkisi de olamamış karaktersiz bir şeydi işte.

Kızmadım

Eee sen uymadıysan işin raconuna

İşin raconu ancak bu kadar uyar sana.

Bu-Merak!

Meraklarımdan 'Bumerang'lar yapıyorum


Bazen uzaklaştırmak istiyorum atıyorum uzaklara

Her seferinde daha şiddetli dönüp dönüp geliyorlar bana.

Açmamak, açmazlardayken

Gözlerimi açsam içimin denizleri dalgalanacak etrafı sel alacak
Ağzımı açsam bütün alfabe paldır küldür boşalacakmış gibi.
 
paldır küldür.
 
o yüzden yumdum gözlerimi
o yüzden sımsıkı kapattım ağzımı
 

16 Şubat 2010 Salı

Adalet

-Başka sorum yok, sanık sizindir!, denildi


Gereği anında düşünüldü yerine getirildi.

Haneler

5 Katlı bir apartmanda oturuyorum ben


Asansörü olmayan 5 katlı bir apartmanın 5. katında.

Her gidişlerimde ve her dönüşlerimde

Tek tek geçiyorum önünden tüm komşu dairelerin

Tek tek şahit oluyorum her kapının altından sızan ışığa

Uzun uzun izliyorum farklı farklı kapıları, paspasları, kapıların önlerine bırakılmışları...



Anneleri duyuyorum

Tiz sesli çığırtkan anneler

Çağıran azarlayan hatırlatan öğreten affeden

Babalar daha nadir takılıyor kulağıma

Baba sesi, bardak taştığında taşıyor genelde kapı altlarından,

daha şiddetli vurdulu kırdılı bazen küfürlü saldırgan mücadeleden bıkmış hayattan sıkılmış,

bizim apartmanda.

Ve isyan eden, reddeden, kavga eden, bazen hıçkırıklarını duyduğum ergenler var.

Hepsi tanıdık bana

Ama ya bazı katlardaki o ‘hiç’ lik...

Sessizlik...

Sessizliği dinlediğim katlar

Ne gülüşme ne atışma ne fısıldaşmalar

Hiç bir şey yok

Ölüme yatılan daireler

Uzun yıllar çiftken

Teke düşmüş,

Yaşlı,

Uğurlamış

Ve uğurlanmayı bekleyen.

Duvarlar'a tavanlar'a dahi edecek kelimesi

Nefesini tüketmesi için bir nedeni kalmamış

Hayatta ‘nedensiz’ kalmış daireler.

En sessiz ama en çok içime işleyen.



Çünkü bilirim karı koca akşam aynı yastığa baş koyacaklardır

Kardeşler birbirlerini atıp atıp yar başında tutacaklardır

Oralarda ‘devam’ edecektir

Bu katlarda çoktan ‘durmuş' olan.

En çok bu katlardaki sessizlikler bağırır kulağıma kulağıma

Rahatsız eder beni

Kendime döndürür

Korkutur.



Bir gün o dairelerin önünden başkaları geçecektir

ve

İçerdeki sessizliği işitilen ben mi olacağımdır...

Terazi Ellerim

Biliyorum sen gelsen


Seninle beraber geçecekler eşiğimden sana ait eskiler

Çıkınında onca yüz

Onca söylenmiş laf

Onca yaşanmışlık

Yaşanmamışlık...



Ağırsın sen

Bir hamlede kalkamaz gibisin oturduğunda

Çökersin gibi çöreklenirsin gibi

Şehrinle dünyanla geziyormuşsun gibi

Bir bir isimlerini bildiğin halkınla

Bir bir yaşattığın ya da öldü sandığın insanların ilahların şeytanlarınla

Kendi dünyanı zaten kurmuşsun gibi

Ve senin dünyan artık bir sit alanıymış gibi.



Ağırsın sen...

Düşersen kaldıramam gibi

Düşersen beni de yıkarsın gibi

Heveslerim senin de heveslerinmiş ama

Sen onlardan çoktan geçmişsin gibi



Bunca görmüşlüğün, dilinin bunca dönmüşlüğü...

Daha çabuk yorulursun gibi

Ben o filmi görmüştüm,

Ben o dağa tırmanmıştım dersin gibi

Sen git ben arkandan bakıyorum diyecekmişsin gibi

Beni yarı yolda bırakacakmışsın gibi



Bundan sonra anlatacağın ne kadar hikayen varsa

Zaten bundan önce yaşadıkların olacakmış gibi

Sanki hep sen anlatacaksın ve hep ben dinleyecekmişim gibi

Ağır basacakmışsın gibi

Ve bir ağırlık basacakmış gibi

Sanki hep bana anlatacak ama hiç beni anlatmayacakmışsın gibi.

Su

Yıllarca kapısı aralanmayan evlerdeki muslukları düşün.


O muslukların sertleşmiş, kendini kilitlemiş musluk başları...

Oldu da ikna etti ellerin onları açılmaya

Ne gördün ilk, ne duydun?

Önce Tıss sesi...Boşluk...

Boruları kaplayan hava boşalır önce.

Bekle.

Uzun sürmez o kadar.

Sonra,

Silkelenenir borular

Kısık kısık, bazen nağralar atarak; paslı, çamurlu, tortulu su boşalmaya başlar.



İçme o sudan.

Yüzüne vurma,

Yine bekle.

Aşağılamadan, yargılamadan, sıkılmadan ...

İzin ver boşaltsın içini kendi halinde.

An gelecek debisi yüksek, şiddetli; an gelecek sakin ince ince sızacaktır musluğun ağzından.

Yıllardır içine attıklarını kusmasının zamanıdır.

Bir süre sonra

Yeterince bir süre işte

Berraklaşmaya başlayacaktır

Kendi gibi, su gibi olmaya

Debisi normalleşecek

Nabzı normal atacaktır

Ve sen bekleyebildiysen bunca zaman

Ancak o zaman kana kana içirecektir sana kendini.

14 Şubat 2010 Pazar

şimdi

'oldu-ysan
'oldur' artık
hala olmadıysan
zaten olmaz artık.


PS:
olmadıysan eğer
yine de ol istesem
bettle juice, bettle juice, bettle juice desem?

tesellisiz

-Daha sizin önünüzde kocaman bir gelecek var; dedi adam.
-Ama saat kaç oldu, hala gelen giden yok, dedi kız. En azından direği görünmüş olmalıydı geminin...

sıkışmışlık

trafikte düz gidesim var,
dağ, bayır, çayır, çimen, ana- avrat dümdüz...

Rahatsız Eder Misiniz?

Rahatsız eden muzik

Kulağıma kulağıma bağırıp çağıran değil

Kulaklarına kulaklarına haykırma dürtüsü uyandıran

İçimde çalmaya devam eden

Notalarına nota kattığım

Hikayeler yazdıran

Dünyalar kurduran

Dünyayı başıma yıkan

Dünyaları benim yapan

İçinden köprüler, nehirler, insanlar geçen

Her bir köprü nehir geçişinde

Kendimden ya da ‘öteki’nden geçişlerimde benimle olan

Rahatsız eden film

Bitti denilen yerde başlayan

Beni koltuğa mıhlayan

Gözümün içine içine bakmış olan

Bakakaldığım

Donakaldığım

Rol çaldığım

Ağlaya yazdığım

Kafamın bir köşesine yazdığım

Sahneleri, renkleri, muzikleri, replikleri dönen de dönen...


Rahatsız eden insan


Yaşanmışlığı, yaşanmak istenilişi olay yeriyle olay anıyla sınırlı olmayan insan

Dürten,

Kafa yorduran
Hazımsızlık yapan

‘Çünkü’ lerime ‘ama’ lar getiren

Hikayeleri olan,

Kabullenilmişliklerime soru işaretleri katan

Ezber bozduran

Gölgesi boyunu fersah fersah aşan insan

Sevdiğim insan.

O Filmler gibi,  o müzikler gibi olan insan...

Beşikten Mezara

Beşikte başlar;

pembe düşler, düşleri süsleyen kahramanlar, pamuklar, pamuklara sarılı prensesler...

15’inde tanımı beyaz atlı prenstir

Gerçekle düş arasındaki sınır pamuk ipliği...

Destanlar uçuşur kafalarda, epik kahramanlar gezinir çayırlarda, saraylarda...

20’lerin başlarında hafiften uyanır sanki uyuyan güzel
Toprağa basar ayakları

Bu dünyanın gerçeklikleri girer işin içine

Ete kemiğe bürünür prens

Boydan posttan

Vaadi şart gül bahçelerine,

Burçlar, ziyaret edilmiş şehirler, analar danalar, Mısırdaki dedeler..

liste uzar da uzar...

Hayat zaten hiç akıp gitmeyecektir ki

İçine almayacaktır, önüne katmayacaktır yarı uyanmış uyanık güzeli....

Her şey için yeterince vardır zaman...



30’lara dayandığında 

Level atlanır oyunda

Daha hızlı, daha lacivert

Çabuk kararlar,

Çabuk karalamalar

Denemeler, üzerini çizmeler,
Kategorize etmeler...



Uyanmış güzel çıkarmıştır üzerindeki tuvaleti

Bahçıvan tulumuyla zamanlı zamansız eker de eker bahçesini



Bazen aylar geçer yıllar geçer

Damla düşmez toprağına

Kurur gider içindeki bahçesi.

Bazen durmak bilmez sağanak

Sel alır bahçeyi

Bilemez hangi mahsulü kurtarması gerektiğini

Bir ona koşuşturur bir ötekine

Yorulur

Su katar götürür önüne her şeyi.



30’ların ortalarında 1 oda 1 salondur hayatı

kompaktlaşır konsantreleşir

eldeki liste kısalır

İlk 3 seçilir

diğerleri es de geçilebilir...



40‘larda yangından ilk kurtarılacaklar bellidir.

50’lerde için için yanıp bitmiştir uyanmış güzel

Kendisi dahil her şey suya düşmüştür, dağa kaçmıştır, kül olmuştur..

Bir uyku halidir bastırır...





30'a basmaya bir adım kala...

13 Şubat 2010 Cumartesi

Ben'den Sen'e

Neydi o halin!



Sesleri birbirne vurmaktan,
2 kelimeyi 1 araya getirmekten aciz;
konuşmayı unutmuş,
elini kolunu koyacağı yeri bulamayan,
sakar, sendeleyen;
yolda yürüyemeyen,
sürekli başı önde,
bakışları kaldırım taşlarına çakılı;
iyiye niyet eden ama ede ede içine eden
halin!

Eken ben, biçemeyen sen;
heba eden sen, edilen ben;
üzülen sen ve ben,
ben zaten sen
sen de ben.


Ben'den Sen'e


13 Şubat 2010.

12 Şubat 2010 Cuma

2 Kelime ile: Düşünen O

Bak, dedi


Baktım

Görüyor musun, dedi

Neyi, dedim

O şimdi, dedi

Denize karşı

Esen bir yerde

Düşünmekte

O kim ki, dedim

Zaten bildiğim ‘O’ ların hepsi esen esmeyen her yerde her daim düşünmekte, dedim

Sözümü kesme, dedi

Devam etti

Evet bu malum kişi düşünüyor

Bu malum kişi harekete geçemiyor

Neden ki, dedim

Herkes sen değil ki, dedi

Susmasını bil, dedi

Yine sustum

Harekete geçemiyor çünkü düşünüyor, dedi

Yahu ne düşüyor bu kadar çok, dedim

Onu düşündüreni düşünüyor, dedi



Sinirlendim artık

Yarım saatte onca telveden

Sadece düşünen bir 'O'

2 farklı kelime

Ver paramı geri, dedim

Bundan sonra da sadece düşünenler falımda bile çıkmasınlar, dedim



Sonra düşündüm...

Ama öncesinde çoktan konuşmuştum.

11 Ocak 2010 Pazartesi

hayal kırıklığı...

evli misin abla dedi
hayır dedim neden soruyorsun
şey yani iyi ki evlenmemişsin dedi gençsin çünkü çok dedi
sesimi çıkarmadım sırıttım hafiften

hava hafif kararmıştı belki de ondandı...

neden spor yapıyorsun ki abla dedi
neden yapmayayım dedim
yani sen şişman değilsin ki dedi
öbürü atladı
oğlum abla formunu koruyor dedi
öbürü de hııı ladı
yine sesimi çıkarmadım...

yani abla biz de çok küçük değiliz dedi
15 olacağım bu salı dedi
öyle mi dedim...
ben de pek küçük sayılmam aslında dedim
1 kaç ay sonra 30 um dedim
gözleri kocaman açıldı
Ben seni en fazla 19 sanmıştım abla dedi
sonra düzeltti
pardon Teyze...

hava hafif kararmıştı, belki de ondandı...