14 Şubat 2010 Pazar

Beşikten Mezara

Beşikte başlar;

pembe düşler, düşleri süsleyen kahramanlar, pamuklar, pamuklara sarılı prensesler...

15’inde tanımı beyaz atlı prenstir

Gerçekle düş arasındaki sınır pamuk ipliği...

Destanlar uçuşur kafalarda, epik kahramanlar gezinir çayırlarda, saraylarda...

20’lerin başlarında hafiften uyanır sanki uyuyan güzel
Toprağa basar ayakları

Bu dünyanın gerçeklikleri girer işin içine

Ete kemiğe bürünür prens

Boydan posttan

Vaadi şart gül bahçelerine,

Burçlar, ziyaret edilmiş şehirler, analar danalar, Mısırdaki dedeler..

liste uzar da uzar...

Hayat zaten hiç akıp gitmeyecektir ki

İçine almayacaktır, önüne katmayacaktır yarı uyanmış uyanık güzeli....

Her şey için yeterince vardır zaman...



30’lara dayandığında 

Level atlanır oyunda

Daha hızlı, daha lacivert

Çabuk kararlar,

Çabuk karalamalar

Denemeler, üzerini çizmeler,
Kategorize etmeler...



Uyanmış güzel çıkarmıştır üzerindeki tuvaleti

Bahçıvan tulumuyla zamanlı zamansız eker de eker bahçesini



Bazen aylar geçer yıllar geçer

Damla düşmez toprağına

Kurur gider içindeki bahçesi.

Bazen durmak bilmez sağanak

Sel alır bahçeyi

Bilemez hangi mahsulü kurtarması gerektiğini

Bir ona koşuşturur bir ötekine

Yorulur

Su katar götürür önüne her şeyi.



30’ların ortalarında 1 oda 1 salondur hayatı

kompaktlaşır konsantreleşir

eldeki liste kısalır

İlk 3 seçilir

diğerleri es de geçilebilir...



40‘larda yangından ilk kurtarılacaklar bellidir.

50’lerde için için yanıp bitmiştir uyanmış güzel

Kendisi dahil her şey suya düşmüştür, dağa kaçmıştır, kül olmuştur..

Bir uyku halidir bastırır...





30'a basmaya bir adım kala...

Hiç yorum yok: