Beşikte başlar;
pembe düşler, düşleri süsleyen kahramanlar, pamuklar, pamuklara sarılı prensesler...
15’inde tanımı beyaz atlı prenstir
Gerçekle düş arasındaki sınır pamuk ipliği...
Destanlar uçuşur kafalarda, epik kahramanlar gezinir çayırlarda, saraylarda...
20’lerin başlarında hafiften uyanır sanki uyuyan güzel
Toprağa basar ayakları
Bu dünyanın gerçeklikleri girer işin içine
Ete kemiğe bürünür prens
Boydan posttan
Vaadi şart gül bahçelerine,
Burçlar, ziyaret edilmiş şehirler, analar danalar, Mısırdaki dedeler..
liste uzar da uzar...
Hayat zaten hiç akıp gitmeyecektir ki
İçine almayacaktır, önüne katmayacaktır yarı uyanmış uyanık güzeli....
Her şey için yeterince vardır zaman...
30’lara dayandığında
Level atlanır oyunda
Daha hızlı, daha lacivert
Çabuk kararlar,
Çabuk karalamalar
Denemeler, üzerini çizmeler,
Kategorize etmeler...
Uyanmış güzel çıkarmıştır üzerindeki tuvaleti
Bahçıvan tulumuyla zamanlı zamansız eker de eker bahçesini
Bazen aylar geçer yıllar geçer
Damla düşmez toprağına
Kurur gider içindeki bahçesi.
Bazen durmak bilmez sağanak
Sel alır bahçeyi
Bilemez hangi mahsulü kurtarması gerektiğini
Bir ona koşuşturur bir ötekine
Yorulur
Su katar götürür önüne her şeyi.
30’ların ortalarında 1 oda 1 salondur hayatı
kompaktlaşır konsantreleşir
eldeki liste kısalır
İlk 3 seçilir
diğerleri es de geçilebilir...
40‘larda yangından ilk kurtarılacaklar bellidir.
50’lerde için için yanıp bitmiştir uyanmış güzel
Kendisi dahil her şey suya düşmüştür, dağa kaçmıştır, kül olmuştur..
Bir uyku halidir bastırır...
30'a basmaya bir adım kala...
14 Şubat 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder