2 Nisan 2009 Perşembe

Hamdık Piştik Yandık Bittik....

Uzun zaman olmuştu.
Onu ilk gördüğümde saçları daha kısaydı ama gürdü yine simsiyahtı…
Yeşil çizgili bir sweatshirt giymişti
Daha gençti
Daha az tökezlemişti daha az güçlüydü
İlk gece kuklalar vardı
Terasta dopdolu muhabbet, gülüşmeler, Ferhan Şensoy dedikoduları
Saat tam 12 de ayakkabısının tekini merdivenlerde bırakarak kaçan ben

Aradan 4 yıl geçti
Kısa saçlı, eşoftmanlı, nike spor ayakkabılı kız öldü
Yaşarken gözlerinin içi gülerdi
Yaşarken gerçekten yaşar gibiydi
Nefes aldığında gerçekten nefes alıyordu
Ölünce de gerçekten öldü.
Gözleri açık öldü
Donuk bakarak
Gözü arkada kalarak
Tükürüğü boğazında düğümlenerek
Yaşanmamışlıklar içinde kalarak öldü

Cenazesine kimse gelmedi
Mezar taşı da olmadı taşa yazılan 2 özlü sözü de
Üşüdü
Yaşarken de çok üşürdü
Parmakları mosmor olurdu…
Ölüme o yüzden kolay alıştı.

…………………………….

Diğerinin saçları döküldü
Göz kapakları şişti aşağı doğru sarktı
Artık sadece kör bastonuyla bile yolunu bulabilecek kıvama geldi hayatta
Tek bir şeye odaklandı
Tek bir şey istedi
En iyisi olmak istedi
Olacaktı
Bir dolu hayatlar yaşattı kahramanlarına
Bir gezegen dolusu insan toplamak mümkündü yazdığı hikayelerin içinden
Hepsini tanıyordu gülüşüne bakışına kokusuna boynundaki benine kadar
Kendi dünyansın tanrısıydı
Konuş dediğinde konuşurdu insancıkları
Öl dediğinde ölürdü
Gözlerinden düşecek damla sayısına kadar O’ndan sorulurdu.

İnsancıkları yönetmek zordu
Yaratmak yok etmek kavga ettirip barıştırmak aşık etmek …
Tüm bunları yapabilmek adına
Kelimelerindeki insancıkları adına

O sokaktaki İnsanlardan uzak düştü
dışarıda hayat aktı
İnsancıkları onun hayatı oldu.

Saçları hala siyahtı
Belki hala vakit vardı
Ama o vakit de geçecekti
Geçti...


( Senarist dostuma, deli dolu, her daim dolu, her daim tahmin edilemez, orda burda şurda, her daim yazan ama tüketmeyen dostuma ve hala içimde bir yerlerde olduğunu bildiğim kısa saçlı, hep meraklı hep çoğaltmak çoğalmak isteyen bana)

Hiç yorum yok: